ben sana blues dinleme demiyorum,
sazını dinle blues’unu yine dinlersin.* çok güzel olmuş bu.
sanat budur işte.
(Kaynak: vienicomesei, yagmuradam gönderdi)
ben sana blues dinleme demiyorum,
sazını dinle blues’unu yine dinlersin.* çok güzel olmuş bu.
sanat budur işte.
(Kaynak: vienicomesei, yagmuradam gönderdi)
Düşünsene 33. Hafta Wesley Sneijder Bu Golün Aynısını Saraçoğlu’nda Fenerbahçe’ye de Atıyormuş… ÇILDIRIRSIN!!!
(Kaynak: gorkemgorse, gorkemgorse gönderdi)
Yüksek çözünürlükte görüntüle
İyi ki Doğdun Nazım!
II.
Kan akıyor parmaklarından parmaklarıma, gözlerinden gözlerime
Kızılırmak.
-nazım amca! Onlar da mı che’koslavakyalılaştıramadıklarımızdandı?
Andıkça senin adını: kırlangıç yürüyor dudaklarımda, yağmurlar dikiyorum
boş bıraktığın şehirde/gece yarıları gizlice gidip bıraktığım, tan
vakti gizlice gidip aldığım bir heykelin var boğaz’da. Müthiş.
Ağlıyorum.
Dolaşıyoruz adada, sen bir adım önde, şiirler yazıyorsun dilinle yeşile.
-sertel, diyorum
bir çınarın altına otururken gülümsüyorsun sen hep böyle gülümse nazım
amca. Bak uçurtmalar, kağıttan yelkenliler yaptım sana.
-deniz’i astılar mı diye soruyorsun kuşkulu.
-deniz hiç asılır mı?
Nerde görürmüş mavinin idam edildiği
Yine şairlik yapıyorsun nazım amca!
içini çekerek seyrediyorsun istanbul’u , gri macerayı. Bir çocuk kadar
fevkalade. Benim hiç kızıl saçlı bir amcam olmadı ki, böyle sıcak olmadı
ki, böyle ümitli..
Ağlıyorsun, ben de ağlıyorum. Benim de kanıyor mendilim.
III.
“Biliyorum ölümün adil olması içi
Hayatın adil olması lazım, diyorsun.”
Adın ömrüme pek lazımdır nazım amca. Kayıveriyor kader çizgin
avuçlarından avuçlarıma. (ruhi bey sizlere ömür, başın sağolsun fahriye
abla!)
Bir kıvılcım düşer de önce, sonra büyür ya yavaş yavaş; bir ince acıcık
düştü de kalbime, büyüdü seninle inancım yavaş yavaş! Bu bağlamda,
ağlıyorum nazım amca. Yalnızım. Üzgünüm. Sarılıp geceleri yatağımda
beyaz ayıma, seni anlatıyorum uyuyuncaya kadar.
-“o, diyorum, bir tanem benim”
-“o, diyorum, bir tanem..”
eğilip salkım söğütler gibi ürkek güvercin yüzüme:
-“Mehmet, diyorsun, bak işte bir yavru kuş! Yok ailesi ve bir tek kanadı
bile. Ölümün, zulmün girdabını taşıyor aynasında ve kahroluyor
uçamadığı için.. o’nu anlaman gerek memet!
-“kanat olayım mı o’na nazım amca?”
-“ol memet! kanat ol o’na ve her bir tüyünü zaferin anına sürükle, orda
aşk ile boya!..”
gözyaşlarımız direnişlere iyice yerleşti mi acaba? Sesinde çocuklar
büyüyor senin, ve nerudarengi kasımpatılar, benerci’nin katili de kimmiş
diyor bir provokatör adasıyla şarap kadehi karın; taranta babu mu benim
annem yoksa, ha nazım amca?!
Onurun sütannemdir, hüznün ölü doğmuş oğlumun emziği! Ve ardından,
dokuzuncu hariciye koğuşunda yatan yetim mor kurbağa hain olmakla
suçlu’yorum , ve o’na sesleniyorum ki!
Ben hayati önemi olan eller de öptüm! Çıktım da ayın kızıl burçlarına,
leylim, gittim-dışarlarda ağladım! Kapının önüne yeniden selviler diktim
senin nazım amca, bayraklar astım han duvarlarına. Adam öldüren
bulutların kulağını çekiyor babam:otellerin kokusu sinmiş-gri sisten
müjdelenmiş yaşlı militan. -pıtır pıtır kanıyor mendil, güllerin solduğu
buruk akşamlarda- ve ah, bir gün mutlaka! Bir gün mutlaka
Bak yine ağlıyor, n’olur, yapma lütfen, lütfen ağlama nazım amca! Bak!
Bak ben ayaktayım- ve, sarsıyorum omuzlarından tutup tutunup, ve, mavi
kuru yapraklar dökülüyor gözlerinden hırçınca..
-büyüyünce şair de olacağım, söz veriyorum sana!.. velakin,
ağlıyorsun/ağlıyorum/benim de kanıyor mendilim!..
IV.
Günlerin bugün getirdiği yalnızca baskı, zulüm ve kan. Küpe takıp saz
çalan delikanlılar ve tırnaklarını kemiren genç kızlar. Diskolar,
barlar, stadyumlar. Ancak bu böyle gitmez nazım amca, sömürü devam
etmez. Yepyeni bir hayat fışkırır bizde ve heryerde.
Ey nazım! Ey nazım!
işçinin, emekçinin rüyası!
inanç yolunda ilerleyen insanların ozanı!
Üzülme sen, yepyeni bir şair doğar dağların doruklarından, mutlu bir
yarın filizlenir kavganın ve tutkunun ufuklarından. Yurdumuzun nefis
günleri, mutlak gelen gündedir nazım amca! Şiirlerin gürleyen sesi yeri
göğü sarsıyor, anlıyorsun değil mi, nasırlı ve narin eller
tokalaşıyorlar gelecek için, aşk için bizim için..
Devrimin şanlı dalgası dünyamızı kaplıyor
Gün gelecek! Gün gelecek nazım amca! Şu on bir yaşında ki küçük çocuk,
minareler bile çalacak. Ve o vakit zorbalar da kalmayacak, kül gibi
savrulup gidecekler kendi kuyularında
Sen katla artık o kanlı mendili, ceketinin cebine kaldır. Ve unutma:
Yaşamak, dürüstçe, onurlu, tek ve özgür..
Ve gerekirse, bir adım öne çıkabilmek
insanlar adına, nefercesine!
Senin de mezarını bu ülkeye getirmezlerse
Beni de bu ülkeye gömmesinler nazım amca!
Yüksek çözünürlükte görüntüle
Refiye Yılmaz için
2868’e RY yazıp yollayın
5TL’lik bağış yapın
Sizinde katkınız olsun
(operatör farketmez)
Hadi birlik olalım!
@haluk_levent
Turgut Uyar
Uzun uykuları ve uykusuz geceleri seviyordum, ama en çok sevdiğim başıma buyrukluğumdu. Hemen hemen hiçbir şey kaprislerime karşı çıkmıyordu. Büyüklerin kulağıma doldurduğu “yaşamın ciddiyeti” deyiminin aslında pek de fazla bir ağırlığı olmadığını neşeyle görüyordum.
Simone de Beauvoir
(berraninanekdotlari gönderdi)
Gözümü açar açmaz, karla kaplı şehri görünce anladım özlediğimi ve her şeye çok geç kaldığımızı…